LAİKLİĞE SAHİP ÇIK!

Yüz yıl önce Türkiye’de çifte devrim gerçekleştirildi. İlki emperyalizme karşı zaferle taçlandırıldı, ikincisi radikal sosyal reformlarla başarıldı. 3 Mart 1924 bu sosyal reformlara önemli bir örnektir. Bu tarihte 431 sayılı Kanunla halifelik kaldırılmış, Tevhid-i Tedrisat yani Öğretim Birliği Kanunu kabul edilmiş, aynı zamanda o zamana kadar din ile ilgili faaliyetleri düzenleyen Şeriye ve Evkaf Vekaleti kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Tabii ki bu adımların dönemin tüm siyasi öznelerinin tam mutabakatıyla ve kolay bir şekilde atıldığı söylenemez. Bu açıdan Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından uzun tartışmalar ve mücadeleler sonunda toplumu şeriat karanlığına mahkum etmek isteyen çevrelerin yenilgiye uğratıldığı ve halkın geleceği için önemli kazanımların elde edildiği bir gün olarak görülmelidir 3 Mart 1924.

Ancak aradan geçen yüz yılda, bir yanda sömürü düzeninin egemeni olan sermaye ve tekellerin bu düzeni sürdürebilmek için laiklikten vazgeçmesi diğer yanda laikliği savunan kesimler tarafından yüz yıl önceki kararlılığın gösterilmemesi sonucunda Cumhuriyet ve bağımsızlığımız gibi laiklik de zaman içinde giderek aşındırılmış ve güçsüzleştirilmiştir.

Şu an ülkemizde halifelik yoktur ancak hilafet sevdalılarının sesi her geçen gün yükselmektedir. Ülkenin her yanını saran tarikatlar topluma yön vermeye çalışmaktadır. Tarikat şeyhleri birer dokunulmaz, mucizevi(!) kişilik olarak gösterilmekte, siyasal alanda daha çok söz sahibi olmakta, bürokraside kadrolaşma kararlarını onlar almaktadır. Devlet kurumları artık neredeyse tarikatlar koalisyonuna dönüşmüştür. Bu figürler aslında birer halife olarak görülmektedir denebilir. Bunun yanında hilafetin ülkemizi tüm Müslüman coğrafya üzerinde söz sahibi kılacağına dönük iddialarla da hem emperyalist hayaller kurulmakta hem de hilafet özlemi rasyonalize edilmeye çalışılmaktadır.

Öğretim Birliği Yasası ile medreseler kaldırılmış, tüm eğitim-öğretim faaliyetleri Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. Ama bugün zorunlu din derslerinin yanında zorla seçtirilen seçmeli din dersleri, öğrenci mevcudu yok denecek kadar az olmasına rağmen inatla açık tutulmaya devam eden imam hatip okulları, tarikatlarla yapılan protokoller, okullarda laikliğe aykırı etkinliklerin dayatılması, bunlara direnen öğretmenlerin cezalandırılması, okul yöneticilerinin tarikatçılar arasından seçilmesi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın milli eğitim birliğine tecavüzüne izin verilmesi ve ÇEDES gibi uygulamalar laik eğitim sisteminden bahsetmenin mümkün olmadığının kanıtıdır.

Tüm bunların üstüne son günlerde müfredat değişikliği gündemi de açılmıştır. Müfredat değişikliğiyle yapılmak istenenin eğitimdeki dinselleşme adımlarını güçlendirmek olduğu çok açıktır. Eğitim sistemi bilimsellikten ve laiklikten uzaklaştırılarak hızla dinselleştirilmektedir. Şeriat özlemcileri her fırsatta karma eğitime saldırmakta, tarikatlarla yapılan protokolleri savunmaktadır. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarikatları sivil toplum örgütü olarak gördüklerini ve protokollerin devam edeceğini söyleyebilmiştir. Yıllara yayılan bir süreç sonunda kamusal eğitim çökertilmiştir. Bugün çocuklarımızın ve gençlerimizin nitelikli eğitim alma hakları ellerinden alınmaktadır.

Öğretim Birliği Yasasının gereği olarak eğitim sistemindeki tüm işleyişten sorumlu olması beklenen bakanlık, tüm çocuklarımız için nitelikli kamusal eğitim hizmetini sağlamak yerine bunun tam tersini yapmakta, imam hatip okulları dışındaki okulları kendi kaderiyle başbaşa bırakmaktadır. İmam hatip okullarına her türlü kamusal yatırım yapılmakta, öğrenci bulabilmek için bu okullar proje okuluna dönüştürülerek parlatılmaktadır. Bunun dışında öğrencilerin barınma ihtiyaçları da karşılanmamaktadır. Örneğin devlete ait öğrenci yurtları kapatılıp tarikat yurtlarının açılmasına göz yumulmuş, emekçi çocukları bu yurtlara mahkum edilmiştir. Mecbur kaldığı için orada kalan çocuklarımızın denetimsiz tarikat yurtlarında yanarak can vermesi ülkemiz için bir utançtır. Benzer şekilde artık dört yaşa kadar inen Kur’an kursları ve yurtlar çocukların hayatını karartmaktadır. Bu karanlık ağ ülkenin her tarafını sarmıştır.

Diyanet İşleri Başkanlığı ise Eğitim Bakanlığı’nı geçen bütçesiyle her geçen yıl büyümüş, iktidarın önemli bir bileşeni haline dönüşmüştür. Her önemli siyasi gündemde açıklamalar yaparak topluma yön vermeye çalışan bu kurum kuruluş amacının çok uzağında olduğunu göstermektedir.

Laikliğin yok edilmesine izin vermeyelim!

Her ne kadar artarak devam eden bir saldırı altında olsa da laiklik toplumun önemli bir kesimi tarafından savunulmakta ve özel yaşamlarının bir parçası olmaya devam etmektedir. Şeriat övgüleri, karma eğitimi tartışmaya açan söylemler, tarikat güzellemeleri, şeriata karşı olduğunu beyan eden vatandaşlara yapılan keyfi işlemler ve baskılar gündem oldukça kamuoyunun yoğun tepkisiyle karşılaşmaktadır. Bu tepkiler sonucunda genellikle geri adım atılsa da sürekli bir geri çekiliş olmamakta, laikliğe aykırı uygulamalar ve söylemler ilk fırsatta toplumun karşısına tekrar getirilmektedir. Bu açıdan şeriat savunucuları ve toplum arasında uzun yıllardır bir mücadele olduğu söylenebilir. Ancak bu mücadele artık böyle devam edemez. Laikliği savunan kesimlerin daha güçlü bir şekilde görünür olmaları gerekmektedir. Biliyoruz ki, her gün kamuoyunun gündemine girmeyen, haber olmayan onlarca durum yaşanmaktadır. Her gün yüz binlerce çocuk tarikat okulları ve yurtlarında baskı ve eziyet görmekte, yüz binlerce kadın dini kurallara göre yaşamaya mecbur bırakılmakta, baskı görmekte, hakarete uğramaktadır.

Şeriat özlemcilerinin ve sınıf işbirlikçilerinin iddia ettiği gibi hilafet ve tarikatlar bu ülkenin ne bir gerçeği ne de değeridir. Ülkenin gerçeği, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının öncülüğünde yurtseverler emperyalizme karşı mücadele ederken Saltanat ve Hilafet sahibi sultanın Kurtuluş Savaşı’na köstek olmayı tercih etmesi, meşruiyetini yitirmesine yol açmıştır. Buna paralel şekilde, günümüzde de laiklik karşıtları halka düşman olan odaklar tarafından beslenmektedir.

Oysa laiklik, bilimsel bilgi üretimi ve dolaşımı bakımından ülkemiz ve toplumumuz için vazgeçilmezdir. Laiklik mücadele edilerek kazanıldı, her durumda savunacağız. 3 Mart 1924’te ortaya çıkan iradenin yok edilmemesi için herkesi örgütlenmeye ve mücadele etmeye davet ediyoruz.

Laikliği savunmak için örgütlenme zamanıdır!

Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi olarak laiklikten yana olan tüm vatandaşlarımıza çağrı yapıyoruz. Gelin tarikat yurdunda dayak yiyen, tarikat şeyhinin istismarına uğrayan, eğitim hakkı elinden alınmış tek bir çocuk; laikliği ve öğrencilerinin bilimsel kamusal eğitim hakkını savunduğu için baskıya maruz kalan tek bir eğitimci, yaşamını kendi özgür seçimleriyle kuramayan tek bir kadın kalmayana kadar birlikte mücadele edelim.

Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi Eğitim Komisyonu