TÜRKİYE HALK TEMSİLCİLERİ MECLİSİ’NDEN SİYASİ VE EKONOMİK DURUM DEĞERLENDİRMESİ

27 Ocak 2024,

TÜRKİYE’DE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM FIRSATLARI BİRİKİYOR

Cumhuriyetçiliği yağmacı kapitalizmin çürümüş temelleri üzerinde yeniden yükseltmenin nesnel koşulları kalmamış bulunmaktadır. Demek ki, cumhuriyetçiler ile sosyalistlerin buluşturulması şart olmuştur. THTM bunun için vardır.

THTM, özel bir konjonktürde kuruluyor. İslamcı-despotik sermaye düzeninin Cumhuriyeti yıktığı, yargı dahil tüm kurumsal dayanaklarını tasfiye ettiği, onun dayandığı iddia edilen Kemalist ideolojik tutkalını tamamen devre dışı bıraktığı ve yeni bir hegemonya döneminin inşasını tamamlama aşamasına geldiği bir dönemin içinden geçiliyor. İktidarı uzun süredir parsellemiş bulunan dinci siyaset, yalnızca Cumhuriyet karşıtı bir akımın temsilcisi olarak tezahür etmiyor; hatta sermayenin çeşitli katmanlarının ortak çıkarlarını yönetmeyi uzun süredir becerebilen bir iktidar pratiğiyle de sınırlı kalmıyor; aynı zamanda ülke varlıklarının talanı üzerinden artık kendisi de sermayedarlaşarak bir “burjuva-siyasetçi sınıfına” dönüşüyor.

Böylesine zorlu bir süreçte Cumhuriyeti sahiplenme, aynı zamanda İslamcı-despotik burjuva düzenine karşı çıkışın da simgesel bayrağına dönüşüyor. Cumhuriyetçilik ile sosyalizmin şimdiye kadar hiç olmadığı ölçüde birlikte varoluş koşulları oluşuyor. Tersinden söylenirse, Cumhuriyetçiliği yağmacı kapitalizmin çürümüş temelleri üzerinde yeniden yükseltmenin nesnel koşulları kalmamış bulunuyor.

Neoliberalizm, sermayenin sınırsız tahakküm rejimidir. Bölüşüm ilişkileri sürekli olarak emekçi sınıflar aleyhine bozuluyor. Üstelik 2023 ve 2024’ün seçim yılları olmasına rağmen bu durum değişmiyor.

Yalnızca son yıllara bakmak bile yeterli olabilir: Türkiye kapitalizmi gene büyük bir kırılganlık içine girmiş bulunuyor. Son üç yıldır daha ziyade toplumun alt kesimlerini sıkan bir cendereden bahsedilebilirse de ekonomideki bozulmaların telafisi için yeniden bu kesimlere yüklenilmesi nedeniyle çok katmanlı toplumsal bunalımların yaşanması ihtimali beliriyor. 2021’den itibaren egemen siyasetin kendi siyasi iktidarını koruma kaygısıyla tüm ekonomik dengeleri altüst ettiği bu süreçten çıkış, dünya ve Avrupa ekonomilerindeki yavaşlamalara da bağlı olarak, kolayca atlatılacağa benzemiyor.

Kullanılan iktisat politikası araçları Türkiye uygulamalarında zıtlıklar içerse de “sermayenin sınırsız tahakküm rejimi” olan neoliberalizmin özü değişmiyor: Bölüşüm ilişkileri hem Haziran 2023 sonrasının ortodoks politikalarında hem de öncesinde sürekli olarak emekçi sınıflar aleyhine bozuluyor. Üstelik 2023 ve 2024’ün seçim yılları olmasına rağmen bu durum değişmiyor.

Türkiye’de bir yerel seçim konjonktürünün son ayları yaşanıyor olmasına rağmen iktidarın eli emekli aylıklarında ciddi bir düzeltmeye dahi gidemiyor. Hatta eşitlikçi bile olamıyor. Önce 2023 sonunda emeklilere bir kerelik seyyanen 5 bin TL “ikramiye” lütfediliyor; ama ilk elde bu kadarı bile çalışan emeklilerden esirgeniyor. Ocak 2024’te ise, işçi ve Bağ-Kur emeklilerini memur emeklilerinin altında bir artışa tâbi tutmaya uğraşılıyor, burada dahi ancak tepkiler üzerine iki kademede artışları yüzde 49’a eşitleniyor! Gerçi gene anlamlı olmuyor, çünkü 6.700 TL’nin altında kök aylığı olan milyonlarca emekli açısından maaş artışı yüzde 33’ü aşamıyor yani 2023 yılı enflasyon farkını bile karşılamıyor! Ve devletin taban yaşlılık aylığı, devletin asgari geçim dediği 1.700 TL’lik asgari ücret seviyesinin veya açlık sınırının üçte ikisini bile bulamıyor! Çünkü sermaye ve iktidarı, sömürülme değeri kalmamış emeğe kaynak ayrılmasını toplumsal israf olarak görüyor! Oysa, emeklilerinize reva gördüğünüz yaşam düzeyi kadar sosyal devletsinizdir! O halde Anayasanın sosyal devlet ilkesini yaşama geçirme mücadelesi de THTM’yi bekleyen öncelikli bir görevdir.

Sermaye ve iktidarı, sömürülme değeri kalmamış emeğe, yani emekliye, kaynak ayrılmasını toplumsal israf olarak görmektedir.

Aktif emekçiler, hatta onların sendikalı olanları bile emeklerinin karşılığını alamıyorlar. Gerçek bir TİS’ten yararlanamayan memurlara enflasyon düzeltmesi dışında 2024’te layık görülen artış yüzde 15+10’dan ibaret kalıyor. Başka deyişle memurların 2024’teki yıllık ortalama maaş artışları yüzde 23,25’ten veya yılın ikinci yarısında dahi yüzde 26,5’ten ibaret! Oysa yılsonu resmi enflasyon beklentisi bile yüzde 36-42 bandında! İktidara iliştirilmiş bir Memur Konfederasyonu ile ancak bu kadar oluyor. Bugünkü yüksek enflasyonist ortamda kamu işçilerinin sendikaları bağıtladıkları TİS’lere ek protokol taleplerini dillendirirken, toplumdaki genel ücret düzeyini belirler duruma gelen asgari ücretin yılda bir kez arttırılacağının ısrarla tekrarlanması, sermaye iktidarının bir meydan okuması olarak görülmelidir. Bunun geri püskürtülmesi emeğin ve siyasetin, dolayısıyla THTM’nin öncelikli mücadele başlıkları arasında yer almak zorundadır.

Ücret artışlarının belirlenmesinde temel referans olan Tüketici Fiyatları Endeksi’nin (TÜFE’nin)  TÜİK tarafından baskı altında tutulması, bölüşüm ilişkilerine devletin doğrudan müdahalesi anlamındadır. Kaldı ki, bir kere belirlendikten sonra dahi ücretler enflasyonist sürecin aşındırmasına terkedilmektedir. Son günlerde TÜİK, halkla alay edercesine, bir “hissedilen enflasyon” açıklaması yapabildi veya yapmaya mecbur kaldı. Resmi TÜFE’yi 2023 için yüzde 64,7 açıklamışken şimdi bunun halk tarafından yüzde 129,4 (tüketici tahminine göre yüzde 96) olarak hissedildiğini duyurabilmesi bile ücret artışlarının ve tüm ekonomik göstergelerin dayanağını oluşturan enflasyon tahminlerine şüphe düşürmeye yetti. Aslında yıllık bütçe artışlarına bakıldığında da resmi enflasyon oranının çok aşıldığı görülmektedir. Bütçe gerçekleşme verisi 2023’te 2022’ye göre yüzde 109 artmaktadır oysa 2023 resmi enflasyonu yüzde 64,7’dir. 2024’te 2023’e göre bütçe başlangıç ödeneğindeki artış ise yüzde 148’i bulmaktadır!

Enflasyonda belirleyici olan ücret artışları değil, tekelci fiyatlama yani kâr artışlarıdır. Ekonomi yönetiminin işlevi, enflasyonu dizginlemekten ziyade enflasyona karşı mücadelenin faturasını emekçilere yıkacak bir siyasi-ideolojik ortamı yaratmaktan ibarettir. THTM, bu oyunu bozmak için de mücadele edecektir.

Enflasyon neden bu kadar önemlidir? Çünkü Haziran sonrasında yürürlüğe sokulan örtük IMF programının uygulayıcıları enflasyonun ücret artışlarının körüklediği bir sorun olduğunu, dolayısıyla ücretleri enflasyonun altında tutmaya ayarlanmış bir gelirler politikasının gerekli olduğunu savunmaktalar. Bu tamamen sermaye yanlısı sınıfsal bir pozisyondur. Oysa dünyada ve Türkiye gibi tekelci fiyatlamanın geçerli olduğu ekonomilerde asıl belirleyici olan, kârların sürüklediği bir enflasyonist süreçtir. Arka planında da büyük gelir ve servet bozulmaları bulunur. Demek ki mevcut ekonomi yönetiminin işlevi, enflasyonu dizginlemekten ziyade enflasyona karşı mücadelenin faturasını emekçilere yıkacak bir siyasi-ideolojik ortamı yaratmaktan ibarettir. Peki emekçiler buna razı edilebilecekler mi? THTM, bu oyunu bozmak için de mücadele edecektir.

THTM, laiklik kavramını gerçek bir sınıfsal dayanağa kavuşturmak yani toplumsal güç dengelerini kökten değiştirmek üzere yola çıkmaktadır.

Cumhuriyetin en temel kazanımlarından biri laikliktir. Ama bugün olduğu gibi dini inanç ve tarikatlara sınırsız özgürlük olarak anlaşılmak ve gerçek anlamı tersine döndürülmek istenen bir laiklik değil. Anayasada lafzı yer almakla birlikte eğitimde, yargıda, idarede, siyasette fiilen yok edilmiş bulunan, hatta toplumsal ilişkiler alanında bile geriletilen bir laiklik anlayışı hiç değil. “Eğitim Birliği” yasasına rağmen eğitimin dincileştirilmesinin, tarikatların tasallutuna teslim edilmesinin gösterdiği gibi Türkiye’deki temel mesele mevzuat eksikliği değildir, Anayasal ve yasal hükümleri yok sayan, bunlara uymayı bile reddeden bir karşıdevrim iktidarının varlığıdır. Aynı bağlamda, Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi dahi kendi başına bir ayak bağı olmayabilirdi, eğer kuralları hiçe sayan despotik ve gerici bir yönetim anlayışı olmasaydı. Demek ki THTM, yönetim sistemlerinden öte onlara gerçek sınıfsal özünü veren toplumsal güç dengelerini kökten değiştirmek üzere yola çıkmak zorundadır. “Emeğin Cumhuriyeti” kavramı tam da buraya oturmaktadır.

Emperyalizme karşı duruşu içermeyen bir ”bağımsızlıkçılık” içi boş bir söyleme dönüşür.

Bu arada dünyada ve bölgede savaş tamtamlarının sesi daha fazla duyuluyor. Emperyalizmin saldırı örgütü NATO’nun kışkırtmalarının sonucu olarak, Karadeniz-Akdeniz-Kızıldeniz üçgeninde sular ısıtılıyor. Türkiye’nin hâkim sınıfları ise, bölgedeki yeni askeri saflaşmalarda emperyalizmin yörüngesine daha fazla girerek çıkış arıyor. NATO’nun genişlemesi konusu gündeme gelince sermaye-iktidar-anamuhalefet arasında su sızmıyor. ABD’nin kışkırtmasıyla Türkiye-Bulgaristan-Romanya üçlüsünün mayın arama gemilerinin faaliyetlerine izin verme bahanesiyle Montrö’yü delme ve Karadeniz’i bir NATO gölüne dönüştürme gayretlerine bile bu üçlüden aykırı bir ses çıkmıyor. Montrö Sözleşmesi, Karadeniz’in kilidi olan Boğazlardan geçişleri hem Türkiye’nin hem de Karadeniz’e kıyıdaş olan devletlerin güvenliğini korumak için vardır ve anahtarı da Türkiye’nin elindedir. THTM, Montrö’yü yalnızca bir egemenlik meselesi olarak değil aynı zamanda emperyalizmin savaşçı emellerine karşı bir güvenlik güvencesi olarak görür ve savunur.

Kamucu/planlı bir sanayileşme, aydınlanma ve devrim mücadelesiyle el ele gelişecektir. THTM’nin aydınlanma ve devrim mücadelesi, Cumhuriyetin değerlerini yaşatmak kadar emeğin cumhuriyetini inşa etmenin de bir başlangıç noktasıdır.

Türkiye’nin akıl ve bilimin rehberliğinde yeni bir kalkınma ve sanayileşme öyküsü yazabilmesi için kamucu ve planlı anlayışları yeniden benimsemesi; emperyalizmin ekonomik ve siyasi müdahalelerine karşı geçirimsiz olabilmek için büyük dış borç yükünden kurtularak egemenliğini yeniden eline alması; liyakat ve laiklik esasları üzerinde yeni kadrolar yetiştirebilmesi için eğitim ve yargı başta olmak üzere sivil ve askeri tüm kamu idaresini Ortaçağ kalıntısı tarikat yapılanmalarından temizlemesi şarttır.

THTM, halkın gerçek temsilcilerini, sosyalistleri, Kemalistleri, cumhuriyetçileri, Türkiye’nin gerçek sorunlarına çözüm geliştirmek üzere buluşturmaktadır. THTM, kurulu sermaye düzenine, bugün bu düzeni ayakta tutan dinci siyasi rejime ve bu rejimin gittikçe despotikleşen eğilimlerine karşı hem bir direnç mevziidir hem de sisteme karşı bir meydan okumadır.

THTM’nin aydınlanma ve devrim mücadelesi, Cumhuriyetin değerlerini yaşatmak kadar emeğin cumhuriyetini inşa etmenin de bir başlangıç noktasıdır.