Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuksuz biçimde yönetilmesini arzulayan bir siyasi iktidar var. Bu doğrultuda yarattıkları örneklere Mekke Anlaşması’nı da ekleyeceklerdi. 7 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı’nın attığı imza ile birlikte bir basın bülteni yayımlanmıştı. Tam iki buçuk ay siyasi iktidar anlaşma yürürlüğe girmiş gibi konuştu. Konuyu TBMM’ye getirmek zorunda kalmasalar, Türkiye adına imzalanan bir metni görme şansımız bile olmayacaktı. Yapamadılar…
Başkanlık rejiminde bir yetki karmaşası hüküm sürüyor. İsteyerek yaratılmış bir karmaşa iktidarın işini kolaylaştırıyor. Ama uluslararası anlaşmalar ve yurt dışına asker sevki konularında her şey açık. Bunlar mutlaka Meclis Genel Kuruluna gelmek zorunda. İktidar bu açıklığın etrafından dolanamadı…
Mekke Anlaşması’nın katılımcılarına yükleyeceği ilk savaş sorumluluğu, Suudi Arabistan ile Yemen’in önemli bölümünde iktidarda bulunan Ensarullah Hareketi arasındaki çatışmadır. Türkiye’yi bu çatışmaya sokamazlar… Her şeyden önce, Türkiye’nin yararı, bölgesinde çatışmasızlığın örgütlenmesindedir. Ankara’da uzun süredir savaş kışkırtıcılığı, askerî tehdit dili ve çatışmaları fırsat sayma yaklaşımı hüküm sürüyor. Yeni Osmanlıcı hayallerle süslenen bu çizgiden geri dönülmesinin zamanı çoktan gelmiştir. Dönülmesi gereken çizgi, Cumhuriyet’in “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesidir.
Savaş sadece Suudi Arabistan ile Yemen arasında değil. Bölgeyi kan gölüne çeviren emperyalist ABD ve siyonist İsrail ile Suudi Arabistan açıkça aynı saftalar. Ensarullah Hareketi; saldırıya uğrayan İran’ın, soykırıma tabi tutulan Filistin halkının yanında tutum alan ender ve etkili güçlerden biri. Halkımızın büyük çoğunluğunun aklı ve yüreği de aynı yerde. Siyasi iktidarın toplumun vicdanını hiçe saymasına TBMM izin veremez…
Türkiye’nin şeriat kurallarının egemen olduğu bölge ülkeleriyle ortak bir askerî paktta buluşmasını reddediyoruz. Mekke Anlaşması’nın diğer imzacıları ile aramızda bir güvenlik ortaklığı yoktur. İşin aslı, ABD emperyalizmi Orta Doğu’da taşeron bir birleşik güç yaratmak istiyor. Bunu topluma kabul ettiremezler. Biz emperyalizme hizmette kusur etmeyerek değil, ona karşı savaşarak kurulmuş bir ülkeyiz.
İktidar, ülkenin başına gelen bir dizi musibetten ABD’yi sorumlu tutmakta ama bir yandan da Trump’ın dostluğu ve NATO’ya sadakat ile övünmekte. Yetkililere bakarsak İsrail, Türkiye’nin düşmanı. Ama siyonizm bölgemize dehşet saçarken İsrail’le ticari, hatta askerî ilişkiler sürdürüldü. Önümüzdeki günlerde TBMM, Türk askerinin İsrail’i rahatlatmak için Yemen’e müdahalesini onaylamayı tartışacak. Halkın buna yanıtı bellidir.
Üstelik Yemen, Anadolu’nun tarihsel travmasıdır. Osmanlı’nın yoksul çocuklarımızı ölüme yolladığı filmin yüz yıl sonra tekrar gösterime girmesi düşünülemez bile. Bu savaşı reddetmek tarihe karşı sorumluluğumuzdur.
Ancak TBMM üyeliği, yüksek maaş karşılığı el kaldırıp indirme müessesesine indirgenebilmektedir. Mecliste ülkemize emperyalizme hizmet onursuzluğunu ve Mehmetçik’in kanını vadeden bir anlaşmanın kabulüne yetecek bir çoğunluğun aritmetik olarak var olduğunu görüyoruz. Bir mazeret bulup Meclisten kaçacak veya göstermelik bir oyla yetinecek muhalefeti de tanıyoruz. Yine de milletvekillerini bu haksız savaşa hayır demeye çağırıyoruz.
Uyarıyoruz: Savaş kararı Meclisten geçse halktan döner. Mehmetçik’i emperyalizme ve siyonizme kalkan yapmaya kalkanlar hesap verir. Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi, TBMM’nin ülkemizi, halkımızı, Cumhuriyet’in kazanımlarını temsil ehliyetini yitirmesi karşısında kurulan bir halk hareketidir. Barışı savunuyoruz. Haksız savaşa geçit vermeyeceğimizi ilan ediyoruz.




